Belgelerle Osmanlı Türkistan İlişkileri
Wednesday, September 06, 2006
<< Ana Sayfa - Main Page>>
ÖNSÖZ
Birbirine bağlı olan üç kıta üzerinde yaşamış, devletler kurmuş ve buradaki medeniyetlerde iz bırakmış tek kavim, sanırız ki bütün tarihçilerin ortak görüşüyle Türkler olmuştur. Bilinen dört bin yıllık tarihinde Türk kavmi, neredeyse hiçbir zaman devletsiz kalmamıştır. Türkler için devlet, hayatta kalmanın ve neslin devamlılığının vazgeçilmez bir şartı olmuştur.
Tarihte kurulmuş olan Büyük Hun Devleti, Göktürkler, Uygurlar, Selçuklular, Timurlular, Babürlüler ve Osmanlı Devleti gibi devletlerin adını zikr etmek bile bu gerçeği anlatmaya yeterlidir. Günümüzde ise Türk asıllı topluluklar ile devletler, Adriyatik Denizi'nden Çin'e kadar uzanan geniş bir coğrafyada varlıklarını sürdürmektedirler.
Tarihen sabittir ki, 20. yy'ın son on yılına kadar bağımsızlığını korumuş Türk asıllı devletler Anadolu merkezlidir. Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti bunlardan ikisidir. Hatta 1990'ların başına gelindiğinde tek bağımsız Türk asıllı devlet Türkiye Cumhuriyeti'dir. Oysa, doğu-batı ekseninde Çin'den Hazar Denizi'ne kadar uzanan günümüzde Orta Asya diye anılan Türkistan coğrafyası ise 19. asrın ikinci yarısından itibaren Ruslar (Batı Türkistan) ve Çinliler (Doğu Türkistan) tarafından işgal edilmiştir.
1920'lerin başında Sovyetler Birliği, Orta Asya'da Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan adıyla yeni cumhuriyetler kurmuştur. Bu yapı, 1989'da Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla sona ermiş ve adı geçen cumhuriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Böylece Orta Asya'da ortaya çıkan bu siyasi yapı, bir taraftan Türkiye'nin anavatan coğrafyası ile ilgilenmek gibi önüne bir takım siyasi, ekonomik ve kültürel işbirliği imkanlarını ortaya çıkarmış, diğer taraftan da söz konusu devletlere hem Türkiye hem de dünya ile siyasi, ekonomik, kültürel ilişkiler kurma fırsatını yaratmıştır.
Ancak, Türkiye-Orta Asya ilişkileri yeni değildir. Osmanlı Devleti, 16.yy.'dan itibaren Türkistan'a ilgi göstermiş ve özellikle Safevi-İran savaşları sırasında Orta Asya'daki Hive, Buhara, Semerkand ve Hokand Hanlıkları ile elçiler göndererek siyasi ilişkilerde bulunmuştur.
Buna karşılık adı geçen hanlıkların başında bulunan iktidar sahipleri (Hanlar) de, 16.yy'dan itibaren İran ve Rusya'ya karşı hem büyük bir siyasi güç ve hem de Padişah'ın "İslam Halifesi" olmasının etkisiyle Osmanlı Devleti'ne elçiler gönderme ihtiyacını hissetmişlerdir.
Fakat Osmanlı-Türkistan ilişkileri sadece siyasi olmayıp ilmî, ticarî ve hac ile ilgili faaliyetleri de kapsamış ve Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar devam etmiştir. Her ne kadar bu ilişkiler Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Türk-Sovyet ilişkilerinin var olduğu yıllarda sürmüşse de Sovyetlerin Orta Asya'ya hakim olmasından sonra azalmıştır.
Artık 1990'dan sonra Türkiye-Orta Asya ilişkilerinde yeni bir dönem başlamış ve kesintiye uğrayan siyasi, iktisadi ve kültürel ilişkiler artmıştır.
Bu bağlamda öncelikle yapılması gereken, ilişkilerin tarihi boyutuna yönelerek geçmişte yaşanan işbirliği ve dayanışmanın niteliğini tespit etmektir. Aynı zamanda bu tespit bir taraftan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nde millî kimlik oluşması, diğer taraftan da Türkiye-Orta Asya arasındaki ortak kimlik bilincinin gelişmesi için de bir zorunluluktur.
Bu görüş ve düşüncelerle; 4-6 Ekim 2004 tarihleri arasında Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te "Türk Uygarlıkları Kongresi" düzenlenmiştir. T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü de, adı geçen kongre için "Osmanlı Devleti-Türkistan Münasebetleri" konulu Osmanlı Devleti arşiv belgelerinden oluşan bir sergi hazırlamıştır. Elinizde bulunan bu kitap Bişkek'te sergilenen 78 belge ve üç haritadan oluşmaktadır. Bununla birlikte çalışmanın sınırları önemli ölçüde Hazar ötesi Türk coğrafyasını kapsamıştır. Kuşkusuz ki konuyla ilgili bütün belgeler sadece bunlar değildir.
Kitabın hazırlanmasında emeği geçen Genel Müdürlüğümüz personeline teşekkür eder çalışmanın kardeş ülkelerle aramızdaki ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunmasını dilerim.
Doç. Dr. Yusuf Sarınay
Devlet Arşivleri Genel Müdürü
devletarsivleri.gov.tr
Birbirine bağlı olan üç kıta üzerinde yaşamış, devletler kurmuş ve buradaki medeniyetlerde iz bırakmış tek kavim, sanırız ki bütün tarihçilerin ortak görüşüyle Türkler olmuştur. Bilinen dört bin yıllık tarihinde Türk kavmi, neredeyse hiçbir zaman devletsiz kalmamıştır. Türkler için devlet, hayatta kalmanın ve neslin devamlılığının vazgeçilmez bir şartı olmuştur.
Tarihte kurulmuş olan Büyük Hun Devleti, Göktürkler, Uygurlar, Selçuklular, Timurlular, Babürlüler ve Osmanlı Devleti gibi devletlerin adını zikr etmek bile bu gerçeği anlatmaya yeterlidir. Günümüzde ise Türk asıllı topluluklar ile devletler, Adriyatik Denizi'nden Çin'e kadar uzanan geniş bir coğrafyada varlıklarını sürdürmektedirler.
Tarihen sabittir ki, 20. yy'ın son on yılına kadar bağımsızlığını korumuş Türk asıllı devletler Anadolu merkezlidir. Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti bunlardan ikisidir. Hatta 1990'ların başına gelindiğinde tek bağımsız Türk asıllı devlet Türkiye Cumhuriyeti'dir. Oysa, doğu-batı ekseninde Çin'den Hazar Denizi'ne kadar uzanan günümüzde Orta Asya diye anılan Türkistan coğrafyası ise 19. asrın ikinci yarısından itibaren Ruslar (Batı Türkistan) ve Çinliler (Doğu Türkistan) tarafından işgal edilmiştir.
1920'lerin başında Sovyetler Birliği, Orta Asya'da Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan adıyla yeni cumhuriyetler kurmuştur. Bu yapı, 1989'da Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla sona ermiş ve adı geçen cumhuriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Böylece Orta Asya'da ortaya çıkan bu siyasi yapı, bir taraftan Türkiye'nin anavatan coğrafyası ile ilgilenmek gibi önüne bir takım siyasi, ekonomik ve kültürel işbirliği imkanlarını ortaya çıkarmış, diğer taraftan da söz konusu devletlere hem Türkiye hem de dünya ile siyasi, ekonomik, kültürel ilişkiler kurma fırsatını yaratmıştır.
Ancak, Türkiye-Orta Asya ilişkileri yeni değildir. Osmanlı Devleti, 16.yy.'dan itibaren Türkistan'a ilgi göstermiş ve özellikle Safevi-İran savaşları sırasında Orta Asya'daki Hive, Buhara, Semerkand ve Hokand Hanlıkları ile elçiler göndererek siyasi ilişkilerde bulunmuştur.
Buna karşılık adı geçen hanlıkların başında bulunan iktidar sahipleri (Hanlar) de, 16.yy'dan itibaren İran ve Rusya'ya karşı hem büyük bir siyasi güç ve hem de Padişah'ın "İslam Halifesi" olmasının etkisiyle Osmanlı Devleti'ne elçiler gönderme ihtiyacını hissetmişlerdir.
Fakat Osmanlı-Türkistan ilişkileri sadece siyasi olmayıp ilmî, ticarî ve hac ile ilgili faaliyetleri de kapsamış ve Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar devam etmiştir. Her ne kadar bu ilişkiler Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Türk-Sovyet ilişkilerinin var olduğu yıllarda sürmüşse de Sovyetlerin Orta Asya'ya hakim olmasından sonra azalmıştır.
Artık 1990'dan sonra Türkiye-Orta Asya ilişkilerinde yeni bir dönem başlamış ve kesintiye uğrayan siyasi, iktisadi ve kültürel ilişkiler artmıştır.
Bu bağlamda öncelikle yapılması gereken, ilişkilerin tarihi boyutuna yönelerek geçmişte yaşanan işbirliği ve dayanışmanın niteliğini tespit etmektir. Aynı zamanda bu tespit bir taraftan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nde millî kimlik oluşması, diğer taraftan da Türkiye-Orta Asya arasındaki ortak kimlik bilincinin gelişmesi için de bir zorunluluktur.
Bu görüş ve düşüncelerle; 4-6 Ekim 2004 tarihleri arasında Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te "Türk Uygarlıkları Kongresi" düzenlenmiştir. T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü de, adı geçen kongre için "Osmanlı Devleti-Türkistan Münasebetleri" konulu Osmanlı Devleti arşiv belgelerinden oluşan bir sergi hazırlamıştır. Elinizde bulunan bu kitap Bişkek'te sergilenen 78 belge ve üç haritadan oluşmaktadır. Bununla birlikte çalışmanın sınırları önemli ölçüde Hazar ötesi Türk coğrafyasını kapsamıştır. Kuşkusuz ki konuyla ilgili bütün belgeler sadece bunlar değildir.
Kitabın hazırlanmasında emeği geçen Genel Müdürlüğümüz personeline teşekkür eder çalışmanın kardeş ülkelerle aramızdaki ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunmasını dilerim.
Doç. Dr. Yusuf Sarınay
Devlet Arşivleri Genel Müdürü
devletarsivleri.gov.tr











